6 Ekim 2011 Perşembe

Bölüm 3
Nihayet. Yarın ikimizde hastaneden taburcu olacağız ikimizde birbirimizden kurtulacağız.
Bu sabah gene 06:45'de uyandım yani ne bu ve her kalktığımda o yarasa ayakta ve birisiylen mesajlaşıyor bu kadının kontörü hiç bitmez mi? Ben ise sabah ilk iş olarak gözlerimi oğuştururum esneyip televizyonu açıyorum. Aha clevelend show var.
Rouge: Ha ne pardon uyandığını fark etmedim.
Ben: Bu çok normal bütün gece yazışmasan uyandığımıda farkedersin.
Rouge: İyi tamam anladık !
Ben: Eveeet bakalım telvizyonda zenci programları dışında ne varmıış.
Rouge: Faşist.
Ben: İşte ben.
Bir dakika sonra yemekler bir kadının ellerinde geldi ve yemeklerimizi ortamızdaki masaya bırakıp gitti.Biz ikimizse önce birbirimize bakıp oturar pozisyona gelip yemeğe yumulduk.Açlıktan ölmüşüzde haberimiz yok yemekte peynir ekmek vardı ama olsun neyse ne sadece ye.
Ben: oooooo abov az kalsın patlıycaktım yahu sen ne alemdesin?
Rouge: uff inanılmaz doydum. Hadi bilgisayarını ver de biraz oyun oynayalım
Ben: iyi tamam tamam en azından bu sefer öldürülmemeye bak tamammı?
Rouge: Tamam kıskanma kıskanma senin skorunu geçeceğimden korkma.Bu sözleri kıkırdayarak soyledi.
Ben: Benmi? Yok canım benmi korkacağım hahaha asıl sen o amerika uçaklarından kork.
Birlikte güzel dakikalar geçirdik.
Ben: Hayır hayır şu spitfire'ye dal hadi hadi oha spitfire dedim sen Boeing'e daldın yuh.Rouge hafif öfkeli gözüküyordu o anda hemşire geldi ve şöyle dedi.
Hemşire: Hastaların dikkatine odanızdan çıkmanız istenmektedir.
Ben: niye yahu
Hemşire: Odanıza dev ekran takmak için montajcılar geldi o yüzden odanızdan çıkın!!!
Ben: İyi tamam tamam çıkarım.Rouge ve ben odamızdan öfkeli bir şekilde çıktık.
Rouge: eee ne yapalım odamızdan çıktık ve tahminimlen 1-2 saat odaya giremeyceğiz.
Ben: aha Rouge şuna bak diğer herkesi odadan çıkarmışlar şu çocuğu bile.Çocuk ikimizdende nefret ediyordu ve bizi gördüğü anda ikimize de haraket çekiyor. Ben ise sinirli bir şekilde.
Ben: Dur bakayayım ben şu çocuğu bir güzel dövüp geleyeyim.Ama adım atmaya fırsat bulmadan Rouge beni boynumdan ve karnımdan tutup yürümemi engelliyordu.
Ben: Bırak beni bırakda şu küçük pisliği geberteyim
Rouge: olmaz bak aşağıda futbol oynuyorlar hastalar futbolu hadi gidip bizde oynayalım.
Beni hala tutuyordu ben ise hala yürümeye çalışıyordum Rouge beni ikna etmenin bir yolunu arıyordu ve bir dakikada buldu Rouge cebinden çıkardığı bir bozuk parayı merdivenlere doğru attı şu koca dünyada köpeklere nasıl top atıldığında köpek o topu getirir ya bende o paraya koşarım o köpeklerden tek farkım önüme atılan parayı kapıp geri vermiyorum. Paranın merdivenin basamaklarından aşağı düşüşünü gördüm ya artık beni hiç kimse tutamazdı hemen paranın peşinden koştum.Rouge gülerek.
Rouge: Git getir Teoman dedi.Ben ise paranın peşinden it gibi koşuyordum para en son iki kat aşağıda durdu ve bende arka ayaklarımı kullanarak kurbağa gibi para'nın üzerine atladım ve yakaladım.Rouge peşimden koşareken kahkaha atıyordu.Ben de ayağa kalkıp bozukluğu cebime atmıştım.
Ben: Niye acaba bu kadar kahkaha atıyorsun?Rouge nefes nefese kıkırkıkır bir şekilde.
Rouge: Teoman galiba sen kendi halinden haberdar değildin.
Ben: Ne hali?
Rouge: Parayı kovalarkenki halin.
Ben: Ha o mu şey ben de bazen kendimi tutamayabilirim sen onu unut tamammı.
Rouge ve ben futbol sahasına çıkmadan önce üzerimizi değiştirmemiz gerekiyordu bu hastaneye ilk gelişim daha doğrusu 7. gelişim olduğundan ve daha önceki seferlerde burdaki sahada futbol oynadığımdan arkadaşlar bana özel bir forma yapmışlar inanılmaz güzeldi gri beyaz üzerinde nazi kartalı omuzlarda ise çengelli haçlar vardı beni asıl şaşırtan şey ise Rouge'ye de özel pembe bir forma yapmışlar o formanın üzerinde de bazı işaretler vardı o formanın arkasında 11 yazıyordu ama benimki daha güzeldi demir haç madalyamı hastane kıyafetimden çıkartıp formama taktım artık tam bir nazi futbolcusuna benziyordum büyük ihtimalle sorarsınız hasta insanlar nasıl futbol oynayabilir ki? Cevabı çok basit yavaş ve ağır bir biçimde oynamaktı takımlar erkekler takımı ve bayanlar takımı diye ayrılmıştı yani Rouge ye karşı futbol oynayacağım.Bir anlığına kapıya baktım ve selçuğu gördüm vay alçak benim pardesülerimden birini giymiş ben ona evimin anahtarını veriyorum o ise kıyafetlerimi çalıyor bilmeliydim.Selçuğa el sallayıp bağırdım.
Ben: Hey Selçuk buraya bak alooo kime diyorum.
Selçuk beni duyduğunda hemen yanıma koştu ona soracaklarım vardı ama maç bittikten sonra soracağım diye düşündüm.
Selçuk: Teoman Rouge ikinizde ne yapmaya çalışıyorsunuz ikinizinde yatağınızdan kalkmaması gerekiyordu.
Ben: Hemşire bütün hastaları odalarından attı son çare olarakda buraya geldik Selçukcuğum.
Selçuk: İyi bildiğinizi yapın sonra bir gün sonra değilde bir hafta sonra taburcu olursanız görürsünüz siz gününüzü. Deyip tribüne oturdu biz maça başladık top bendeydi topu orta sahdaki mahmuta attım bütün oyuncular hasta ve güçsüz olduklarından oyun benim için daha kolay oluyordu mahmut ordan bay Essen e gönderdi bir ayı Essen'i itip topu kaptı o ayı topu Rouge'ye attı Rouge mahmutu geçip bana doğru koşuyordu yüzündeki azim birden acı belirtisine dönüştü büyük ihtimalle o sıyrık yarasındandır sonra ayağağı kayıp kötü bir şekilde yere düştü hekim ekibi gelip Rouge'yi alıp götürdü Selçuk ile ben hekimlerin peşinden koştuk.
Selçuk: ikinizede demiştim bu işin sonu kötü diye gördün mü?
Ben: anladık Selçuk bir daha yapmayız söz zaten o istedi diye geldim ben.


Akşam saat 21:46


Rouge'nin gözleri açılmaya başladığında hasta odasında sadece ben ve Selçuk var idik.Rouge'nin gözleri açıldığında Selçuk ile ben ona bakmaya başladık.
Ben: Gün aydın uykucu saatlerdir uyuyorsun. Seni beklemekten sıkılmıştık.
Rouge: Öfff bana ne oldu yahu
Ben: hekimler sana ilaç verdi ondan galiba bu kadar çok uyudun.
Rouge: Siz kaç saat'tir burada bekliyorsunuz?
Selçuk: Tam dört saat'tir senin uyanmanı bekliyorduk.
Rouge: Valla mı çok iyisiniz be.
Ben: Yaaaniii.
Rouge: Beni odama götürürmüsünüz?
Selçuk: İyi tamam götürürüz.
Ben: Selçuuuuk.
Selçuk: Ne?
Ben: Unuttun galiba hastanede tekerlekli sandalye kalmadı onu nasıl taşıycaz?
Selçuk önce bir düşündü sonra yüzünde sinsi bir ifade belirdi.
Ben: Selçuk Selçuk ne düşünüyorsun?Selçuk bana sinsi sinsi bakmaya başladı.
Selçuk: Buldum hasta taşıma yöntemi A-2.
Ben: Hasta taşıma yöntemi A-2'mi?
Ben: Yo yo yo kesinlikle bunu yapmıyoruz anladınmı bir daha asla yapmıyacağım bunu anladınmı ASLA!!!
Hasta taşıma yöntemi A-2'yi uyguluyorduk.O sırada Rouge'yi koridorda taşıyorduk Selçuk kollardan ben ise bacaklardan tutuyordum Rouge hastane önlüğü giymişti arada bir onun hastane önlüğü açılıyordu ve onu yere indirip hastane önlüğünü bağlamasını bekliyorduk.Onu taşırken yüzüm ona dönük olduğundan arada bir bu olay oluyordu.
Ben:AAAAA gene önlüğü açıldı bırak allahını seviyorsan şunu koridorda bırakalım doktorlar onu odaya getirirler.
Rouge: Teoman saçmalama.
Selçuk: İlk defa sana katılıyorum.Kolumu uzatıp işaret parmağımı Rouge ye doğru tutup tirek bir sesle.
Ben: Kendinize çok güçlü bir düşman edindiniz.Dedim Selçuk ile Rouge birbirine bakındılar sonra Rouge yi taşımaya devam ettik. Ben yoldaki diğer hastalara bağırarak bir şeyler geveliyordum.
Ben: Çekiliin çekiliin hasta ruhlu yarasa var çekiliiin.Diye diye Rouge'yi odasına götürdüm daha doğrusu ''odamıza''Rouge inanılmaz yorgun gözüküyordu.
Ben: ne oldu Rouge yorgun gözüküyorsun.Yoksa canınmı yanıyor.
Rouge: Yok ondan değil sadece biraz bitkinim o kadar.
Ben: Niyeeee Yoksa rougie the batty bilgisayar oyunumu istiyor.
Rouge: Hayır.
Ben: Ha o zaman ne istiyorsun su mu ice tea'mi yoksa yiyecek bir şeymi.
Rouge: İkisi de olur.Selçuk ile ben kafeteryaya inip hem yiyecek hemde içecek bir şeyler aldık ve bunların parası da benden çıktı allah benim nezaketimi kahretsin yani nerdeyse cüzdanım boşalıcak.kafeteryaya gittiğimizde bağırarak.
Ben: ABLAAAA ABLAAAA. Diye bağırmaya başladım.Sonunda abla dışarıya çıkıp ne istediğimizi sordu.
Ben: Abla şimdi biz bir köfteli tost ve sarımsak suyu almak istiyoruz
Abla: İyi birazdan getiririm siz ikinizde şuraya oturup bekleyin dedi.
Tabi biz beklemedik.
Kafeterya dolabından bazı sesler gelmeye başladı Selçuk ve ben önce umursamadık sonra dolabın içinden bir çığlık geldi ama biz gene umursamadık sonunda dolaptan bir ceset fırladı biz gene umursamadan oturduk.
Ben: Şu sıralar hastane ceset gibi kokmaya başladı.
Selçuk: Evet.
Konuşmamız bitince Abla gelip tostu ve sarımsak suyunu verdi ama ben ve selçuk hızımızı alamadık o yüzden 24 kutu İce Tea alıp odamıza yöneldik koridorda yürürken.
Selçuk: Sence o ceset neydi?
Ben: Bilmem her halde birisi tecavüze uğrayıp sonra katledilmiştir.Yani önemli değil Selçukcuğum.
Koridorda yürürken ve saat 01:24'ü gösterirken bazı hastaların odalarından kapılar kırılarak açılmaya başladı Selçuk ile ben önce irkildik sonra bir paniğe kapıldık odaların içinde demir zırhlarla kaplanmış ve mekanik bir sese sahip olan ayrıcada ellerinde elektro şok eldivenleri olan siber adamlarla karşılaştık. Bize önce bakıp sonra siberlerden iki tanesi bize doğru yürüyüp konuşmaya başladılar.
Siber 1: Sil. Mekanik bir sesle konuşmaya başladılar.
Siber 2: İkinizde çok fazla şey gördünüz bu yüzden ikinizde silineceksiniz.Siberler elektro şoklu eldivenlerini uzatarak bize dokunmaya çalıştılar ama Selçukda bende biliyordukki eğer bize dokunurlarsa bu oyunun sonu demektir o yüzden ice tea leri yanımıza alıp koşmaya başladık koşarken rouge' nin sarımsak suyu yere düştü.
Ben: D'oh sarımsak suyu döküldü artık asla rouge'nin üzerinde sarımsak testini yapamayacağım.
Selçuk: Bırak şu testi çabuk koş!!!Siberler arkamızdan geliyordu ayak seslerini duyuyorduk sonunda merdivenlere ulaşıp yukarki kata çıkmaya başladık odamız iki kat daha yukarıda idi lanet olsun siberler hala bizi takip ediyordu.Ben Selçuk ile koşmaya devam ediyordum.Peşimizden ayrılmak ne demek bilmiyorlar sanki.Yavaşlamak zorunda kaldık çünkü bir merdivende tam 147 basamak vardı bu ne yahu üstelik Selçuk spor klübündeydi ben ise karikatür işte o yüzden benden üç basamak önde koşuyordu.Neyse siberler hala peşimizden geliyordu hızları ise ne azalmıştı ne de çoğalnıştı.
Ben: Selçuk önümüzde kaç merdiven daha var ?
Selçuk: Bilmem ama 170 vardır.
Ben: Allah kahretsin!!! Keşke Rouge'yi bırakıp hastaneden gitseydim bu robotlarda onu öldürürdü.
Selçuk: Bırak şimdi Rouge'yi asıl hızlanmaya bak sen.Diye bağırdı ben yavaşlayınca siberler bana daha yakın gözüküyordu.
Siber 1: Sil sil sil sil sil sil sil sil.
Siber 2: İkinizde silineceksiniz o yüzden durun ve siberlere boyun eğin.
Ben: ASLA!!!
Selçuk: Benden'de o kadar.Basamakları çıkmaya devam ediyorduk son merdivenin 57. basamağındaydık pardon 58.
Siber 1: O zaman ikinizde yakalanıp silineceksiniz sil sil sil.
Selçuk: Dikkat et ! Yanlışlıkla ayağım kaydı ve düştüm aptal temizlikçi bazı basamakları kurutmayı unutmuş ben az bir acıyla düştüğüm yerden kalkıp popomdaki bir sancı ile koşmaya devam ettim siberlerden biri bana çok yaklaşmıştı az kalsın beni yakalıyordu ama eli sadece boş havayı ve yüzü ise benim ona doğru tükürdüğüm zamanki tükürüğümü yüzüyle yakalamıştı o siber için kötü bir gündü. Ama büyük kaçış daha bitmedi Rouge' nin odasına odasına varmamıza bayağı bir vardı basamakları tam aşmak üzereydik ve ..................................aştık siberler'de neredeyse bize yetişmişlerdisiberlerden bir tanesi bana yetişmek üzereyken yanlışlıkla bana çarptı ben duvarın önüne düştüm iki siberden bir tanesi bana doğru geliyordu diğeri ise selçuğun peşindeydi neyse asıl önemli olan bendim çünkü ölmek üzere olanda bendim.
Siber 1: Sen yakalandın ve bir siber birimine hasar verdin isyanın bedeli idamdır şimdi silineiceksin sil sil sil.O sırada gözlerimi kapamıştım ve ölümün beni alıp bir başka yere götürmesini beklerken Rouge çıkageldi siber adam onu farketmedi Rouge eli hızlı bir şekilde elindeki elektroşok aletini siber adamın boynuna yapıştırdı siber adam kımıldamayı kesti ve bağırmaya başladı Rouge o elektroşok' u elinden düşürmüyordu.
Siber 1:AAAAAAAAAAĞĞĞĞĞ!!!!!Ve bu acı çığlıklarından sonra siber adam Rouge'nin yanına düşerek ölmüştü daha doğrusu Rouge'nin hastane terliğinin üzerine düşerek Rouge bir çığlık kopardı ben o anda kala kalmıştım sonra durumun farkına varıp Rouge'ye yardım ettim özel ayak doktorluğunuda bildiğimden Rouge'nin ayağına baktım kızarmış ve hafif kırık gibiydi üstelik balon gibi'de şişmişti benim değişimle bir şeyi yok ağrırsada sadece buz koy. Selçuğun peşindeki siber Rouge'nin çığlığını duyduğundan Selçuğu bırakıp bize doğru gelmeye başladı ikimize doğru yürürken Rouge'da yerde acısını bastırmaya çalışırken ben endişeli bir halde elektroşok cihzını elime alıp siber'in önüme gelmesini bekledim siber tam önüme geldiğinde.
Ben: Bu Adolf hitler ve general schlecnacht için.
Rouge: Ya ben ?
Ben: Tamam tamam ve Rouge için.
Siber 2: Sil.
Ben elimdeki elektroşok cihazını siber adamın tam kafasına yapıştırdım siber bağırarak yere düştü ve öldü.
Savaş bitmişti üçümüzde yan yana gelip derin bir nefes almıştık.
Ben: Hğaaaah sanırım odamıza gidip bu konu hakkında bir şeyler konuşmalıyız.
Rouge: Evet.
Selçuk: Evet bencede.

Bölüm 4


Bütün gece ayakta kalıp İce Tea içmek isterdim ama öyle bir şey olmadı ne yazık hepimiz dün geceki olaydan biraz tedirgin (benim dışımda ben sadece yeni bir demir haç madalyası almak bana kaça patlar diye düşündüm) olduğumuzdan üç kutu İce Tea içtik sonra dünki olayı konuştuk.
Selçuk: O şeyde ne idi öyle.
Rouge: Onlara Siber adamlar denir eski çalıştığım ajan şirketinden ayrılmadan önceki ikinci haftada üç büyük taşıma helikopteri ve bolca silah ile yola çıktık.Rouge kendi anısını anlatırken etraf bulanır.

Rouge: Komutanım nereye gidiyoruz ?
Komutan: Siber kampına.
Rouge: Orada ne yapacağız ki ?
Komutan: Gidip kamptaki esirleri kurtarıp siberleri de öldüreceğiz.
Rouge: Öldürmek mi ben varım.Bir kaç dakikaya kampa vardık dikenli telleri aşıp silahları çekip koşmaya başladık sonra durakladık. Etrafımızda onlarca esir vardı hepsi siber adama dönüşmek için sırada bekliyordu birisine sıra gelidiğinde dönüştürme odasına girdiği zaman o kişinin çığlıkları bütün dönüştürme sahasını kaplıyordu. Askerler esirlerin zincirlerini çözüyordu. O sırada siber kontrol odasında.
Siber 1: Dönüşüm sahasındaki esirler kaçmaya başladı.
Siber Denetci: Gardiyanlar ?
Siber 1: Hepsi yok edildi.
Siber Denetci: 14, 15, 16, 17 ve 18 numaralı gardiyan bölüklerini B-2 sektöründeki sahaya gönderin ve bütün savaşanları silin.
Siber 1:Birimler gönderildi.
Biz esirleri kurtarırken siberlerin ayak seslerini duyduk siberler geliyordu ve geldiler bütün sahayı kapladılar askerler ateş ederken siberlerde elektroşok eldivenleri ve lazer silahları ile bize karşı ateş açıyordu.Daha bir siber bile öldüremedik ama biz dört asker kaybettik.
Rouge: Bu makinalar niye ölmüyorlar.Diye bağırarak sordum.
Komutan: Bilmiyorum.
Rouge: Peki önceki gardiyanları nasıl öldürdük.
Komutan: Yeni geliştirdiğimiz el bombalarıyla.
Rouge: Komutanım o zaman el bombalrını deniyelim.
Komutan askerlere komut verdi askerlerden 10 tanesi bombalarını siberlere fırlattı.Siberlerin ortasına düşen bombalar patladı ve siberlerden altı tanesi patlayarak öldü.
Komutan: İşte bu ! Askerler el bombası atışına devam.
Rouge: Ben bilgi disketini almaya gideceğim.
Komutan tamam ama sakın öleyim deme.
Rouge: emin olabilirsiniz.
Rouge: Son hızla oraya uçacağım.15-16 dakikada odaya vardım ne tuhaf hiç gardiyan yok hatta bir sibermat bile yok sadece kameralar vardı.Koridorun sonunda kontrol odasının kapısı vardı kapıdan içeriye dikkatsiz bir şekilde girdim odada hiç kimse yoktu ne garip.
Birden disketi gördüm ve alıp cebime koydum o sırada siberler koridordan geliyorlardı. Bu bir tuzak!!!
Siberler odaya girdi hepsi soğuk demir gözlerle bana bakıyordu korkmadım ama şaşırdım
Ben: Atma be eminim o anda altına yapmışındır.
Rouge: Sen olursan yapardın o kesin.
Ben: Siktir git!!!
Selçuk: İkinizde susun!!! Şu hikayeyi dinleyeyimde öyle kavganızı edin.
Ben: Tamam tamam et bakalım.
Rouge: Sağol Selçuk.
Siberlerden biri gelip.
Siber denetci: Sen de kimsin?
Rouge: Benim adım Rouge. The bat Diye cevabı yapıştırdım.
Siber denetcisi: Siberlerin üssünü mahvettin ama bu saldırı silindi.
Rouge: Nasıl yani?Siber denetcisi beş numaralı kamerayı açtığında adamların nerdeyse tamamı ölmüştü.
Siber denetci: İşte böyle adamların silindi şimdi sen de silineceksin sil sil sil sil
Siber 15: sil sil sil
Siber 167: Sil sil sil. Siberler beni öldürmek için elektroşok eldivenlerini hazı ederler tam o anda bir adam pencereyi kırıp halat ile içeri girer bu adamı daha önce sahildeki bir görevde görmüştüm Yanlışlıkla adamın elindeki şarap şişesini kırdık diye bizim askerleride düşman askerlerinide sırf elleriyle dövdü ben de dahil adamın ismi Cevdet abi'idi daha doğrusu şarapçı Cevdet'idi herkesi dövmüştü hepimiz it gibi kaçmıştık şişman, sarhoş, kokulu bir adamdı.
Cevdet abi pencereden içeriye bir şok tabancası ile girmişti herkes şaşırdı Cevdet abi ise her zamanki halindeydi.
Cevdet:Laaan bırakın lan çocuğu. O sırada ona güvenip Cevdetin arkasına geçtim önce kokudan başım döndü sonra alıştım.
Cevdet: Genç!!! göt kısmetten çıkınca Cevdet abin nedensiz yardıma koşar!!!
Siber 16: Sil.
Cevdet: laaaaaann. Diyerek ateş eder siber adam ölmüştür.
Cevdet: Genç halata atla.Nedendir bilmem ama Cevdet'i dinledim çünkü dinlemekten başka seçenek yoktu halata tutundum Cevdet hemen arkamdan geldi şok tabancasıyla bir el daha ateş ettikten sonra halatı tutup bizi aşağı itti. İnanılmaz yüksekti Cevdet buraya nasıl çıktı ki anlamadım sonra halatlan uçarken bir platform gördük.
Cevdet:Genç!!! şu platformun üzerine atlayalım yoksa ikimzinde götü açıkta kalır(ölürüz).
Rouge: Tamaaaaaam
Cevdet: Laaaaaaaaan.Aşağı atladık ve platformun tam üstüne düştük ortada fazla siber olmadığından kolayca o üsden kaçtık.

Rouge: İşte aynen böyle olmuştu.
Ben: yaniiiiiiiiiii.
Rouge: Bize bol miktarda elektrik tabancası gerek.
Selçuk: Tekme falan atsan.
Ben: Selçuk allah iyiliğini versin adamlar çelikten yapılma ve Rouge onlara tekme atınca bir tanesi ölecek öylemi? Git allahını seviyorsan.
Rouge: Bırakın şu kavgayı bu sefer gerçekten Siberler zorludur onlarlan başa çıkmak zordur.
Ben:Ne kadar zor olabilirki bu işte ben varım.
Selçuk: Ben de.
Rouge: İlk defa bir nazi ve bir okul futbolcusu ile göreve çıkacağım şansa bak.ben onun omzuna dokunup.
Ben: Geçicek geçicek şimdi çantamdaki sürprizi çıkarayımda gözleriniz biraz daha şaşkınlık görsün.
Rouge: Ne sürprizi?Ben çantamı karıştırırken Selçuk'da çantasını karıştırdı.
Rouge: Siz ikiniz ne yapıyorsunuz?
Selçuk: Birazdan öğrenirsin. Ben çantamdan nazi kaskı luger bıçak MP-40 botlar, pardesü, sekiz handgranade Mauser C 96 ve son olarak bir Gewerh43 çıkardım bir de SS' lerin kullandığı üniformanın aynısı vardı Selçukda ise Type 99,HalconM94. WalterP38,Sauer 38H,japon kaskı nazi asker üniforması botlar madalyalar(madalyaların yarısını ben kaptım)ve bir şapka çıktı.
Selçuk: Şapkayı istermisin Rouge?
Rouge: İstemem. Siz ikiniz hastaneye bu kadar silahı nasıl soktunuz ve neden soktunuz?
Ben: Ehhe biz bu silahları sana önlem olsun diye koyduk aslında bir panzerschect daha getirecektik ama güvenlik fark ederdi.
Rouge: Ehem madem ihtiyaç vardı getirdiniz iyi oldu.
Selçuk: Tabikide senin gibi dövüşçü, hırsız ve yalancı bir kanun kaçağıylan aynı odada kalacağız bizden ne bekliyordun.
Rouge: Tamam anladık!!! öfff şu günlerde insanların hiç güven duygusu yok.
Ben: Tamam bu işi ne zaman yapacağız?
Rouge: Yarın sabah saat 04:00'da.
Ben: AAAAA o saatte uyanamam.
Rouge: O zaman sende sabaha kadar nazi marşı dinleme.
Ben: yok yahu kalkarım ben.Her gün olduğu gibi teybi açıp nazi marşı dinledim ve Selçuk ile şarkıları söyledik.
Ben: Sende katılsana Rouge.
Rouge: Sağol katılmayayım.
Ben: Sen bilirsin Rougie.

Erika march

Auf der Heide blüht ein kleines Blümelein und das heißt Erika.
Heiß von hunderttausend kleinen Bienelein wird umschwärmt Erika
denn ihr Herz ist voller Süßigkeit,
zarter Duft entströmt dem Blütenkleid.
Auf der Heide blüht ein kleines Blümelein und das heißt: Erika.
In der Heimat wohnt ein blondes Mägdelein und das heißt: Erika.
Dieses Mädel ist mein treues Schätzelein und mein Glück, Erika.
Wenn das Heidekraut rot-lila blüht,
singe ich zum Gruß ihr dieses Lied.
Auf der Heide blüht ein kleines Blümelein und das heißt: Erika.
In mein'm Kämmerlein blüht auch ein Blümelein und das heißt: Erika.
Schon beim Morgengrau'n sowie beim Dämmerschein schaut's mich an, Erika.
Und dann ist es mir, als spräch' es laut:
"Denkst du auch an deine kleine Braut?"
In der Heimat weint um dich ein Mädelein und das heißt: Erika.


Rouge: Siz ikinizde delisiniz.
Ben,Selçuk: Nazi delileri.
Rouge:Her ne ise.
Ben: Rougie senin gevşemen lazım
Rouge: Karşımızda siberler varken olmaz.
Ben: Hadi amaaaaa.
Bölüm 2

Evet en son olanları hepimiz hatırlıyoruz galiba hastane olayları falan filan şimdi sırada hikayenin 2. bölümü var.

Soğuk bir geceydi sokakta sarhoşlar'dan başka bir şey yoktu hastanede olduğumdan tahminimce öyle idi, o yarasanın beni hastanelik etmesinin üzerinden tam bir gün geçti o hasta pisliği'de yanımda götürdüğüm için mutluydum saat gece' nin on ikisiydi ve bu orospu çocuğu uyumak bilmiyordu, kendi hasta yatağında ve kendi arkadaşlarına telefonda mesaj yazıyor ha ben ne yapıyorum diye soracak olursanız kendi hasta yatağımda oturmuş mein kampf adındaki kitabımı okuyordum.

Kitabımın yetmiş üçüncü sayfasında sıkıldım ve hafif bir şekilde bağırarak.
Ben :Sen hiç uyumazmısın!!!diye sordum
Rouge: Sanane.
Ben: Ne o bütün gece arkadaşlarınlan mesjlaşıyorsun ne biçim iş o.
Rouge: Anladım sen telefonunda yüksek sesle Luftwaffe marşı dinlerken iyiydi ama değil' mi
Ben: O seni ilgilendirmez!!! en azından ben justin bieber gibi bir göt oğlanıylan mesajlaşmıyorum.
Rouge: Ne justin bieber'i o adam tam bir piç.
Ben: Yani o adam gibi bir ipneyle...Bir dakika ne dedin sen?
Rouge: Dedim ki o adam tam bir piç.
Ben: Well well well demekki sende justin bieberdan nefret ediyorsun.
Rouge: Evet ne sandın.
Ben: ne bileyim o herifi seviyorsun diye zannetmiştim.
Rouge: Sen deli misin? Elbette o adamdan nefret ediyorum.
Ben: demekki bir ortak noktamız varmış das ist sehr interssant.
Rouge: eee başka ne konuşsak?

...
Birkaç saat sonra.

Öylesine konuşmaya dalmıştıkki ne hakkında konuştuğmuzu hatırlamak inanılmaz zordu.
Rouge: hayır hayır hayır spitfire uçağı messerschmitt BF 109'u yener.
Ben: nein nein nein yanılıyorsun bir kere messerschmitt BF 109'ların ateş gücü daha fazla.
Rouge: ooo hayır yanılıyorsun.
Ben: tanrı aşkına sen hiç kitap okumadınmı?
O sırada yan odadaki hınzır çocuk bizim odaya gelip. Şöyle der.
Çocuk: siz hiç uyumazmısınız. Sonra çocuk benim yanıma gelip karnıma bir yumruk attı. Rouge ise sessizce gülüyordu sonra çocuk Rouge' nin yanına gelip onun karnına'da bir yumruk attıp gitti Rouge ağrı içinde.
Rouge: Bu küçük piçe bir oyun oynamalıyız bence.
Ben: O amerikalı aklından ne geçiyor?
Rouge: Sen onu boş verde yarın Selçuk'a ısmarladığım malzemeleri söyle.
Ben: Tamam ne istiyorsan söylerimde aklından neler geçiyor.
Rouge: malzemeleri ısmarladıktan sonra öğrenirsin

O gece konuşarak ve plan kurarak geçti saat iki olduğunda ikimizde uyumaya çalıştık ikimizin'de aklından farklı şeyler geçtiğinden eminim.
Tıpkı bunun gibi şeyler.

Sabahın erken ışıkların da çalan bir alarm sesi ben ve Rouge'yi güzelim uykumdan etti.
Tam'da rüyamda Heinkel uçaklarının polonya'yı bombalaması sırasında.
Ben: AAAAA lanet olsun tamda en güzel yerindeyken.
Rouge: Offf neler oluyor böyle.
Ben: Bu alarmı çalalnı bir güzel haşlayacağım.
Tam o anda içeriye terli, heyecanlı ve şişman bir hemşire içeriye gelmiştir. Ben ve Rouge hem sinirli hem de şaşkın bir haldeydik.
Hemşire: Çabuk çıkmalıyız yanınızdaki odada yangın çıktı.
Rouge: ne!!!
Ben: Allahıma kitabıma şükürler olsun.
Elbette bu sevinmek için iyi bir neden değildi ama yan odada o çocuk kalıyordu. Umarım yanarak ölmüştür.
Bir dakika sonra yangın söndürüldü yangının sebebini öğrenince gülmekten öldük meğerse yangının sebebi bir mumun eriyerek bir peçeteyi tutşturmasıydı bunun tek kötü tarafı çocuğun ölmemiş olmasıydı.


Sabah saat 11:14

Sonunda hastanenin hoperlöründen bir duyuru yapıldı.
Hoperlör: Sayın Teoman Ercan bir kişi ziyaretinize gelmiştir.Denildi.Hepinizin anladığı gibi bu Selçuk idi.
Selçuk odama gelmişti Rouge'nin dediği gibi ''odamıza''o anda kapı çalıp içeri selçuk çıka geldi Selçuk yorgun gözüküyordu.
Ben: Selçuk niye bu kadar yorgunsun?
Selçuk: Sorma yahu merdivenden çıkarken şu küçük piç beni merdivenden itti.
Ben: geçmiş olsun istediği malzemeleri getirdin mi?
Selçuk: Evet.
Rouge tüm dikkatini bir zümrüt müzesinin kataloğuna vermişti. O yüzden Selçuğun geldiğini görememişti.
Rouge: İstediğim malzemeleri getirdin'mi?
Selçuk: Bir şeyler sormayı kesecekmisiniz!!!?
Rouge: tamam tamam üzgünüm.
Selçuk ben ve Rouge Panımızı kurduk o çocuğa uykudayken saldırcaz.

Saat 12:00
bunun anlamı öğle yemeği öğle yemekleri genellikle güzel olur köfte falan veriyorlar ama olsun bana farketmez ama Rouge'ye fark eder çünkü Rouge köfteden nefret ediyormuş iki saat'tir ahçılara bağırıyor niye köfte dışında başka yemek yapmıyorsunuz diye.Rouge ahçıları azarlarken ben ve Selçuk köftelerimizi yiyorduk bizi rahatsız eden tek şey ise yan masadaki bana haraket çeken o çocuk ve Rouge'nin bağırma sesleriydi onun dışında gayet iyiydim arada bir bende çocuğa orta parmak çekiyorum ama o da iki dakikada bir.
Ben: Sence Rouge ne zaman ahçılları azarlamayı keser?
Selçuk: bilmem ama bayağı bir sürer.
Birkaç dakika sonra Rouge döner.
Ben: Nerelerdeydin?
Rouge: Hiç sorma ahçıları bi güzel azarladım.
Ben: O zaman sonuç nedir?
Rouge: Sonuç yarın makarna yiyecek olmamız.

Akşam saat 23:03

Ben, Selçuk ve Rouge plan Moskovayı uygulamaya başladık.
Rouge: siktir git! plan Moskova'mı bu ne be bence planın ismi plan bayan yarasa olmalı sonuçta bu planı kuran benim.
Ben: Asıl sen siktir git! Planı sen kurmuş olabilirsin ama malzemeleri ısmarlayan'da bendim
Selçuk: Boş verin planın ismi plan küçük piçten kurtulma olsun.
Ben: fena isim değil ha değilmi rouge?
Rouge asık bir suratla ve kızgın bir ses ile.
Rouge: Benim plan ismim daha güzeldi.Dedi.
Ve sonunda işe koyulduk o küçük piçin odasına girdik bir kapan bolca halat makaralar ve inanılmaz detaylı bir plan ile işe koyulduk Selçuk bu gece hastanede kalacağından şansımız iyi gitti planı sorunsuz bir biçimde uyguladık ama Rouge' nin kurşun yarası acıdığında bende azıcık doktorluk bildiğimden Rouge' nin karın yarasını açıp pansuman yapıyorum ve morali yerine gelsin diye de azıcık konuşuyorum. Benim de bir taraflarım bazen ağrıyor ama ilaç aldığımdan fazla hissetmiyorum.
Neyse sonunda her şey eksiksiz bir şekilde tamamlandı.Geriye tek ihtiyacımız bir kaç saat ve bir birkaç şişe İce Tea şeftali bu benim için gerekli azıcık da Rouge için çünkü yarası acıdığında İce Tea onun acısını dindiriyormuş ne kadar saçma İce Tea böğürtlen acıları dindirir insanlık hala bunu öğrenememiş.
Ben, Rouge yataklarımıza yatmıştık Selçuk ise yer yatağı yapmıştı kendine.Benim aklıma gene bir fikir gelmişti.
Ben: Selçuk bu geceliğine ben yer yatağına yatabilirmiyim? Diye sordum.
Selçuk: iyi tamam tamam bu gece sen yat.
Ben: whooopieee.
Sonunda hepimiz sadece kitap okuyorduk Rouge hariç çünkü o gene birisiylen mesajlaşıyordu.Bu mesajlaşma meselesi beni birazcık endişelendiriyordu ama aldırmamaya çalışıyordum.
Sonunda beklediğim zaman geldi hepimiz alarmlı saat nedeniyle acilen uyandık yan odayı gözlememiz için duvara üç gizli delik açtık niye bir değilde üç tane delik açtınız diye sorucak olursanız cevabım şu olacaktır herkes kavga çıkarıyor'da ondan. Neyse çocuk kalktı ve tuzağa düştü halat onu çekiyor odanın etrafında 10-20 tur attırıp koridora doğru gidiyor koridorun tavanından merdiven boşluğuna ordan ise kafeteryadaki tavuk kümesine hepimiz bunu görünce çok güldük.
Ben: Puhahahahahahaha amına koyayım bu inanılmaz komikti hahahaa.
Rouge: Hahahaha ay karnım çatlayacak hahahahahahahahaaa.
Selçuk: Hahaha inanılmaz komikti tekrar yapalım hahaha.

Herkesin hayatına bir değişiklik lazım bir yarasanın bile

Bölüm 1

Yeni bir gün yeni ışıklar yeni umutlar ve yeni belalar. Bu gün bunu söyleyerek yatağımdan kalktım mutluydum özel nazi odama gidip nazi bayraklarına, nazi kitaplarına ve nazi filmlerine baktım bu moralimi daha da arttırır nedendir bilmem ama doğduğumdan beri nazilere karşı bir ilgim vardı naziler hayatıma girince Almancayı da hayatıma sokmak zorunda kaldım. Bu gün mutluydum çünkü en iyi arkadaşım Selçuk' un bacağını kırma olayını atlatıp yüzde yüz düzelmesini kutlamak için bir bar-restoran'ta gideceğiz ben sabırsızlıkla Selçuk'u arıyorum ama tembel uykucu yerinden kalkmıyor.
Ben: Hay Allah belanı versin Selçuk! dedim.
Selçuğu on ikinci arayışımda sonunda açtı ve buluşma yerimizi söyledim. Buluşma yerimiz Selçuğun evi idi. Pardesümü, botlarımı, demir haç madalyamı bir de luger tabancamı yanıma aldıktan sonra evden çıktım hava biraz kapalıydı ama olsun hava ne kadar kapalıysa rüzgar da o kadar çoktur.
Sonunda geldim kapıyı çalıp.
Ben: Hadi be Selçuk gel artık. Diye bağırdım Selçuk dördüncü kattan.
Selçuk: Geliyorum!!!bir dakika bekle.Diye bağırdı.
Ben: Tamam anladık!!!
Seçuk telaş içinde koşuşturuyordu ayakkabılarını giyip paltosunu'da yanına almak için.Sonunda hazırlanıp binanın giriş katına inip Selçuk ile buluştum.
Ben: Nerede kaldın be Selçuk meraktan götümüz başımız açık kaldı.
Selçuk: Hazırlanıyordum işte. Sen onu boş verde hadi şu bahsettiğin bar'a gidelim.
Selçuk ile ben on yedi dakika boyunca sadece yürüdük. Ve sonunda geldik Stuka bar diye bir yere geldik.
Selçuk: burası olduğundan emin misin?
Ben: Evet beni ne sandın bir geri zekalı'mı hiç sanmıyorum
Selçuk ile bar'a girdik barda fazla kişi yoktu ama bu zaten bar'ın yoğun haliydi.içerideki garson bay Bahnhof arkadaşımdı beni her gördüğünde bir bedava İce Tea verirdi geri kalanların parasını bana ödetirdi.Selçuk ile dört numaralı masaya oturduk ve onun bacak kırma durumunu atlatması olayına hesap bendendi tanrım hesabı benim ödememden daha çok nefret ettiğim tek şey ise gotikler ve hippiler.
Ben: eee Selçuk ne içeceksin?
Selçuk: ben bir doubble cross içeceğim.
Ben: Oha parayı ben ödeyince gözün döndü be yuh.
Selçuk: suçlu sensin.
Ben: Niyeymiş o
Selçuk: Bacağımı kırıdığımda sonra iyileşdiğimde beni bara götüreceğini söyleyen sendin.
Ben: O zaman bende bir ice tea alayayım.

Gece saat 23:02

Selçuk ile ben o kadar fazla ice tea ve double cross içmiştikki sarhoş olup kafayı iyice dağıtmıştık.Zaten bardada çok az kişi kalmıştı ben sarhoş bir biçimde diğer masalardaki kişilerle dalga geçiyordum Selçuk'da bana eşlik ediyordu.
Ben: Selçuk Selçuk şurdakine ne dersin bence şurdaki bir
Selçuk: Bir ne?
Ben: Puşt!!!
Selçuk: Hahahahahahahahaha
Ben: Selçuk Selçuk şurdaki kadın var ya evet şu erkeğin parası için o adamla çıkıyor.
Selçuk: hee valla evet.
İkimizde gülmekten ölüyorduk alay ettiğimiz insanlar ise pek mutlu gözükmüyordu.
Sondan ikinci masada ise garip bir kadın oturuyordu bir kere kadın hiç de bir insana benzemiyordu kantları ve koca kulakları vardı ve bir fahişe kostümü giymiş gibiydi sadece orda durup bir içki falan içiyordu saatlerdir orda içki içiyor ve hiçde sarhoş gözükmüyordu artık Selçuk ile son hedefimize bakıyorduk yani o kadın.
İkimizde sarhoş bir şekilde kadının yanına oturduk.Kadın önce biraz ürktü sonra ise bir şeyler konuşmaya başladı.
Rouge: Siz de kimsiniz?
Ben: Biz hayvan ilaçlamadanız bir yarasa şikayeti almıştık da.
Rouge: İyi iyi hadi gidip kendinizi becerin ve beni rahat bırakın.
Ben: Hey hey ne oluyor neye bu kadar kızgınsın ki?
Rouge: Seni ilgilendirmez!!!deyip karnıma şiddetli bir tekme attı Selçuk ise orda durup sadece izliyordu ben sancılar içinde tekrar ayağa kalktım kadın pişman bir biçimde.
Rouge: üzgünüm sadece bir an çok sinirliydim.dedi.
Ben ise tatmin olmamış bir biçimde onun yüzüne bir yumruk attım sarsılan kadın sinirli bir halde bana yönelip karnıma bir yumruk daha attı bu attığımız yumruklar ise bayağı sertti.
Savaş başlamıştı kim kazanırsa evine mutlu bir şekilde gidecek kim kaybederse hastaneye üzgün bir biçimde gidecek.Yumruklar ve tekmeler birbiri ardına giriyor birbirimize attığımız yumruklar o kadar sertti ki ağzımızdan kan akmaya başladı ama bu bir engel değildi ve bu ikimiz içinde geçerliydi kadın topuklu ayakkabı giyiyordu bunun anlamı karnıma gelen her tekmede canım inanılmaz acıyordu sonunda karnıma gelen sert bir tekme beni yere düşürüp karnımdan büyük bir kanamaya neden oldu bayılmadan veya ölmeden önce son enerjimle luger'imi çıkartıp kadının karnına veya gövdesine nişan almadan ateş ediyorum bilincimi kaybetmeden önce o kadının acı dolu çığlığını duyuyorum bunun anlamı savaş berabere.Ben bayılmıştım kafam inanılmaz ağırıyordu nerde olduğumu bile bilmiyorum.
Ben: Ooofff başım inanılmaz ağırıyor bu boktan yer de neresi?Yanımdaki sandalyeye baktığımda ise Selçuğu otururken görüyorum ve ikimizde sevinip merhabalaştık.
Selçuk: Ya Teoman nerelerdeydin bütün gece öyle bir uyudun ki meraktan gebercektim az kalsın.
Ben: Bende az kalsın altıma sıçıyordum ölme korkusundan ama iyiymişim.
Ben: Bu karnımdaki acıda ne böyle.
Selçuk: Hatırlamıyormusun o yarasa'nın karnına attığı tekmeyi.
Ben: Haa hatırladım onu vurmuştum değil mi?
Selçuk: Evet.
Ben: Büyük ihtimalle ölmüştür hahahaha.
Selçuk: Ha ha hayır ölmedi.
Ben: Nasıl?
Selçuk: Ehe nasıl desem ateş ettiğin mermi kadının karnından sıyrılmış ama askalsın ölüyordu.
Ben: tüh lanet olsun şimdi nerede o?
Selçuk: Aslına bakarsan tam yanındaki yatakta yatıp senin kalkmanı bekliyordu.
O cümleyi duyunca hemen arkama baktım ve o kadını gördüm kadın benim tam birbuçuk metre yanımda duruyor ve bana el sallıyordu.
Ben: aaa sen yaşıyormuyduuun unutmuşum.
Rouge: Önemli değil. Ağrın nasıl?
Ben: iyi iyi seninki .
Rouge: arada bir ağırıyor o kadar.
Selçuk: Haa Teoman babam sana bir hediye aldı.
Ben: Valla'mı ne almış?
Selçuk: Battlefield 1942 oyununun dört CD'li olanından almış.
Ben: Bu bu bu mükemmel tam dört haftadır bu oyunu bekliyordum. Hey bir dakika laptop'um yanımda değil oyunu nasıl yükleyeceğim ki?
Selçuk: Senin için önceden yükledik ve bilgisayarın'da çantamda.
Ben: aaa çok inanılmaz teşşekür ederim.Tabi inanılmaz bir nefes alış ve sevinçle söyledim bu kelimeleri o kadar mutlu olmuştum'ki ağrım arttığı halde umursamadan teşşekür ediyorum.
Rouge: sevinecek ne var ki bu sadece bir oyun.
Ben: sadece bir oyun mu sen deli misin? Bu sıradan bir oyun değil bu bir ikinci dünya savaşı oyunu.
Selçuk: Benim annemi görmem gerekiyor yarın tekrar gelirim tamammı ha Teoman leptobunu yanına koydum siz iki muhabbet kuşu birlikte oynarsınız.
Ben: Hayır hayır beni bu katille baş başa bırakma hayır HAYIR!!!
Artık çok geçdi o geri zekalıylan aynı odada kalmıştım. Bu yüzden tam güvenlik önlemi almalıydım çantamda bir MP-40olması gerek diye düşündüm ve ön cebe ve arka cebede baktım MP-40ön cepteydi arka cepte ise laptobum vardı.Arka cepten laptobu açıp önce facebook'a sonra oyuna döndüm oyun müthişti amerikalı öldürüyordum hem de bir messerschimitt BF 109'un üzerinde benim mutluluğumu bozabilecek hiçbir şey yoktu, Rouge telefonundaki oyundan sıkılıp benim oyunuma şaşırmış bir şekilde bakıyordu ben ise hiç aldırış etmeden oynuyordum.
Ben: Oha müthiş az önce bir uçankale devirdim.Rouge ekrana bakmaya devam ediyor gözleri aynı bir japon film karakteri gibi büyümüştü ekranda skorum 16 idi yani benim değişimle 16 uçak patlattım.Tam beş veya dört dakika sonra.
Rouge: Bende Birkaç dakika oynayabilirmiyim Müsaade edersen.Bir kere düşündüm bu yarasaya oyunu verirsem ne yapar diye üstelik niye vereydim ki beni hastanelik etti kızgınlığım geçti ama genede vermeyeyim daha iyi olur aklı başına gelir diye düşündüm ama sonra onun yüzüne bir de vurduğum karınına baktım ve aynı bacağı kırık bir kedi yavrusuna yemek verdiğinde ona acırsın ya bende aynı duygularlan ona oyunu bir süreliğine verdim mutlu olmuştu.Oyunu oynamaya çalışırken yüzündeki ifdedesindende anlaşıldığı gibi heyecanlı ve oyunu beğenmişdi tek bir sorunu vardı oyun nasıl oynananır bilmediğinden daha ilk amerikan uçağı geldiğinde ölüyordu.
Rouge: ya Teoman bu oyun nasıl oynanıyor?
Ben: Bak şimdi sol elindeki şu üç parmağını w,a,d tuşlarına getir diğer elinlede mauseyi tut...
Birkaç dakika sonra benim kadar iyi oynuyordu yuh öğretmez olaydım şimdiden 5 uçak patlattı böyle giderse benim rekorumu geçer.
Rouge: Nasıl ha güzel oynuyormuyum?
Ben: fena değil yani ama bir de uçankale öldürebilsen daha iyi olacak.
Rouge: Teoman Teoman gel bak 3 uçan kale ne yapayım?
Ben: ortadakine bomba at ve soldakine yönel çabuk!
Rouge: tamam veeee yuh 3 uçankalede patladı nasıl akıl ettin bunu?
Ben: Ölüm avcıları kitabından.
Bir saat boyunca bilisayar oynadıktan sonra doktor Gutentag odamıza gelip bize yemek verip gitti çıkarken Heil Hitler dedi demek konuşmalarımızı duymuş doktor Gutentag çıkarken bende ona
Ben: Heil Hitler und dielen dank für ess.dediğimde mutlu bir şekilde bana bakıp çıktı.Oyunu bırakıp yemeğimize yöneldik yemekte köfte vardı ben sevmiştim ama Rouge inanılmayacak derecede nefret etti.
Rouge: Getire getire en nefret ettiğim yemeği getirdiler ne kadar aptal bir hastane.
Ben: Seni bilmem ama ben duvardaki televizyonu açacağım.Bir açtığımda birde ne göreyim televizyonda south park var ikimizde keyif içinde izleyip güldük arada bir de kavgalar ettik. Ama gene de geçimimiz iyi. Umarım burdan çabuk taburcu olurum.